1. Ana Sayfa
  2. Haber
  3. Koronavirüs salgını dünyayı nasıl bir hale dönüştürecek?
Trendlerdeki Yazı

Koronavirüs salgını dünyayı nasıl bir hale dönüştürecek?

koronavirüs salgını dünyayı nasıl bir hale getirecek!

Sizlerinde bildiği gibi insanlık tarihte pek çok salgın ve hastalık yada kriz durumu geçirip bir süre sonra atlattı. Ancak 21. yüzyılda ilk defa böyle büyük bir salgın ile karşılaşıyoruz. Koronavirüs pandemi olarak ilan edilmiş ve yeryüzünde modern insanların hayatını bir seferde değişmesine neden oldu. Peki koronavirüsten sonra dünya nasıl bir şekil alacak? Çoğumuzun ismini duyduğu tarih yazarı olan Yuval Noah Harari, bu şekil sorulan bir soruya yanıtlar verdi. Bizlerde sizler için verilen her yanıtı derledik veya derlemeye çalıştık. Hadi başlayalım…

Bulunduğumuz şehirlerde sadece 7800 kişinin yaşadığını hayal edin. Bu kişilerden sadece bir tanesi hastalandığında yada şehirdeki bütün sağlık sisteminin çökmeye başlayıp uzman kişilerin evinizde kalın uyarısı yaptığı ve iş yerlerinin kapanmasını hatta herkesin işsiz kaldığını düşünün. Hatta şehirdeki tüm düzen bir anda değişerek sosyal hayatınızı bile sıfıra indirin. Ve sakın unutmayın bunların tamamı sadece 1 kişi hastalandığı için kaydedilecek!

Güncel verilere baktığımızda 7,8 milyar dolar insanın yaşamış olduğu Dünya adı verilen gezegende gerçekten de durum şuan bu şekilde. Koronavirüs salgını 1 milyondan fazla insana bulaşmış ve ölüm oranını %5 ten fazla olduğunu görüyoruz. Hatta dünyanın en güçlü ülkeleri, tarihtekilerden daha büyük krizin eşiğine gelmiş durumda. Bütün dünyanın ekonomisi ve teknoloji merkezlerinin yer aldığı aBD’de 30 ila 50 milyon kişinini işsiz kalacağı şuan söyleniyor. Avrupa ve bütü dünya ülkeleri ile Türkiye için de açıklamalar pek iç açıcı değil. Gözümüzle göremediğimiz bir düşman ve bütün insanlığı tehdit eden bir sorun var ortada.

Bu hastalığa yakalanmasak bile değişen veya gerçekleşen durumlar hepimizi etkileyecek. İlk olarak ise sosyal ilişkilerimiz tamamen değişecek. Çalışma hayatlarımız da çok farklı bir hale gelecek. Aslında tüm bunlar kalıcı sistemlerin kurulmasına öncülük ediyor diyebiliriz. Bu kadar şeyden sonra ise alacağımız her kişisel veya toplumsal hatta uluslar arası kararlar geleceğimizde kalıcı bir iz bırakacak. Bunları ise ben değil kısa bir tarih yazarı olarak yakından takip ettiğim Yuval Noah Harari açıklıyor.

Hükümetler geleceği düşünerek hızlı ve etkili karar vermeye mecbur kalmış durumda!

İnsanlık tarihine baktığımızda en popüler kitap yazarı olan tarihçimiz Yuval Noah Harari, böylesine bir kriz anlarında hem kişisel olarak hemde başımızda yer alan hükümetlerin çok hızlı ve etkili kararları uzun sürede değil ani ve çok hızlı bir şekilde almaya mecbur kaldığını ve bunu geleceği düşünerek karar verilmesi gerekiyo şeklinde açıklıyor.

Aslında gerçekleşmesi çok uzun zaman alan gelişmeler şimdi dakikalar içerisinde gerçekleşiyor!

Harari yazar daha önceleri kriz dönemlerinde kaydedildiği gibi koronavirüs salgının da da tarihsel süreçlerin ileri taşındığını açıklıyor. Bunu daha açık bir şekilde ifade edecek olursak eğer krizle mücadele etmek adına kullanılacak olgunlaşmamış birçok teknoloji ve imkanların çok uzun vadede kullanılması beklenirken tam emin olmadan bile kullanmaya mecbur kaldığımızı veya ilerisi için planlanan birçok şeyin kısa sürede yapılıp hayata geçmesi olarak ifade etmiş oluyor.

Buna en büyük örnek uzaktan eğitim diyebiliriz. Normalde sıfırdan hazırlanması gereken ve bir müddet süreye ihtiyaç duyulması gerekirken, elde bulunan bazı araçları derleyerek aniden hayatımıza giriş yapması olarak ifade edebiliriz. Bu verdiğim örnek ise sadece en basit örnek olarak karşımıza çıkıyor. Bunun daha üst seviye örneklerini sizler aşı olarak da düşünebilirsiniz.

Tüm dünyada aslında bir deneyin parçası oldu!

Tüm dünya üzerinde var olan bütün sektörlerde evden çalışma sistemi başladı. Bankalar dahil ve okulların hatta üniversitelerin bile uzaktan devam ettiğini görüyoruz. Bütün bunlar insanların yalnızca uzaktan iletişim kurmak zorunda olduğu için gerçekleşti. Daha öncesinde ise yaygın olmayan sistemler aniden hayatımıza girmişti.

Yazarın düşüncelerine göre insanlar, hükümetler ve eğitimciler gibi birçok şirket normalde bu kadar büyük bir şekilde denemeleri veya gelişmeleri hiçbir şekilde kabul etmez. Çünkü her deneme bir risk doğurur. Her sistem bir risk veya hata doğurabilir. Verim düşebilir. Ancak zorunlu olduğumuzdan hayatımıza aniden aldığımız çok fazla şey yaşandı son zamanlarda…

Tarihte ilk kez küresel bir krizde bütün insanlık takip edilmekte!

Salgının durması için ünlü yazar Harari’ye göre iki farklı yol bulunuyor. Bunların her ikisi de insanların belirli kurallara uyması sonucunda gelişiyor. İlk yola baktığımızda hükümetlerin teknoloji ile insanları izlemesi ve kurallara uymayanları cezalandırması oluyor. Salgının merkezi olarak bildiğimiz Çin, insanları özellikle teknoloji ile gözetim altında tutmayı başararak kontrol altına aldı. Buna bir örnekte ben vereyim. Çin’de WeChat ile alışveriş yapan bir kişi marketten çıkınca güvenlik kameraları ile takip edilerek virüs testi pozitif çıkınca market ve herkes karantina altına alınmıştı.

Ancak bundan daha önceki yıllarda veya eski zamanlarda böylesine bir gözlemi sağlayacak teknoloji bılunmuyordu. Hükümetler tüm vatandaşlarını takip edecek bir altyapı nede bir ajanı bulundurmuyordu. Şimdi her devlet böylesine bir imkana sahip. Akıllı telefonlarımız yüz tanıma sistemlerimiz gibi entegreli çalışan her şey artık var.

Peki tüm bu gelişmeler neyi ifade ediyor?

2000’li yılların ilk gününden bu yana kazanılan teknolojik gelişmeler ile insanlar ve şirketler hatta devletler insanları izlemek ve fikirlerine şekil vermek için birçok gelişme kaydetti. Özellikle 2016 yılında ABD seçimlerinde kaydedilen ve 2018’de ortaya birçok skandalın çıkmasının asıl sebebi de buydu. Facebook profilinizdeki bilgiler ile siz ifade etmeseniz bile sizin hangi partiyi tuttuğunuz veya oy vermeyi düşündüğünüz biliniyor ve diğer partilerin reklamları sizlere gösteriliyordu.

Buna en büyük örnek ise bir ayakkabı alacaksınız ve google arama motorunda nike model bir ayakkabıya baktınız. Sonra rast gele bir siteye girdiğiniz de örnek youtube veya facebook yada haber sitesine karşınıza direk ayakkabı reklamları çıkıyor. Bunlar sizi aslında ayakkabıyı almaya mecbur bırakmak değil de bir nevi sürükleyici hareketler olarak biliniyor. Fikirlerinize yön verebiliyorlar.

Aslında bu şekilde teknoloji sizin geleceğinize ve düşüncelerinize yön verip değiştiriyor. Ancak çoğunuz bunun farkında olamıyor…

Eskiden önem taşıyan parmaklarınızdı. Şimdi nabzınız ve sıcaklığınız!

Apple gibi birçok dev şirketlerin akıllı telefon dışında birçok üretim yaptığını biliyoruz. Akıllı saat ve kulaklık gibi giyilebilir teknoloji gibi ürünler aslında basit ürünler olarak düşünülmemeli. İçerisinde birçok sensör ve sağlık durumunuzu sizlere gösteren araçlar yada yazılımlar mevcut. Apple Watch ise buna bir örnek olarak durabilir. Bu saat aslında kalp atış hızınızı düzenli olarak takip edip EKG raporları çıkarabiliyor.

Koronavirüs salgınından sonra hükümetlerin odak noktası da şekil değiştirdi. Bundan böyle nereye dokunduğunuzun hangi sitelerde vakit geçirdiğiniz ve kimlere mesaj gönderdiğiniz bile eskisi kadar önem taşımıyor. Çünkü tüm bu bilgiler hedef noktası olan sizin sayenizde para kazanan reklam firmaları için önem teşkil ediyordu. Şimdi ise koronavirüs ile beraber sağlık verileriniz daha değerli oldu.

Microsoft CEO’su olan Bill Gates’i çok yakından takip ederdim. Ve şöyle bir sözü var: İnsanların vücutlarında çiplet taşımaları gerekiyor! Bu söz sizin aklınızda bazı şeyler eminim oluşturmuştur… Gelecek elbette gelecek…

Daha önceden bilim kurgu olarak gördüğümüz tüm şeyler artık gerçek görünüyor? Peki gelecekte ne olacak?

Bundan tam 10 yıl önce bir saat ile kalp EKG raporu alabilirsin deseydim elbette inanmazdınız. Ancak günümüzde bunlar çok basitleşmiş ve artık sıradanlaşmış durumda. Bundan böyle artık şirketler koronavirüsünden sonra fikirlerini değiştirip, ilerleyen zamanlarda yeni bir virüsde salgına direk etki etmek ve daha olumlu bir sonucu hızlı doğurmak için sağlık verilerinizi toplayıp daha siz belirtileri bile göstermeden enfekte olduğunuzu direk öğrenebilecekler.

İşte tam bu noktada Harari’nin bir örneği beni çok etkiledi!

“Devletlerin vücut ısınlarınızı ve kalp ritimlerini takip ederek bir bileklik takmanızı zorunlu kılacağını ileride düşünüyorum” derdi. Bu bakımdan hasta olan kişilerin anında verileri kontrol altında olduğundan salgının yayılması ve önüne geçmek saniyeler sürebilir. Aslında mükemmel bir imkan olarak görünüyor değil mi?

Aslında bu durum hiçte öyle değil. Buna karşılık size bir örnek vereyim. A sitesinde yer alan bir haber yerine B sitesinde ki bir habere tıkladığımda nasıl bir görüşe sahip olduğumu görünce düşünebilirsiniz. Ancak bir video açıp izlediğimde vücut sıcaklığı ve kan basıncım gibi kalp atış hızlarımı takip edebilirseniz beni neleri güldürüp nelerin etkilediğini yada ağlattığını anında tespit edebilirsiniz. Peki bu sizce iyi bir şey mi?

Bütün duygularımzıın aslında bir dizi biyolojik olay ile gerçekleştiğini belirteyim. Örnek öksürdüğümüz zaman hasta olacağımızın belirtisi olabilir değil mi? Peki öksürüklerin başlamasıyla ne hastası olduğumuzu söyleyen bir teknolojinin olduğunu hayal edelim. Siz gülmeden önce neye güleceğinizi tahmin edip anında siz buna güleceksiniz demesi. Sizi güldürüp sizi ağlatabilirler. Hayatınıza şekil verip sizi ruhsal anlamda yakından tanıyabilirler. Bir nevi Harari’nin açıklamalarında sizi manipüle edebilecekleri ifade edilmekte.

İşte Tam Beyninizden Girecek Bir Etki Örneği!

Yıl 2030 ve siz kore askerisiniz. Bileğinizde devletin size zorunlu taktırmış olduğu bir bileklik var. Devlet başkanı o an bir açıklama yapıyor diyelim. Sizlerde o an sıkılır veya öfkelenirseniz sonunuz ne olur? Hayal edin ölür müsünüz? Ceza mı alırsınız? Rahat bir hayat yaşarmısınız?

Koronavirüsünden sonra gizlilik diye bir savaş bitiyor mu?

Harari, açıklamalarında koronavirüs salgınından sonra devletlerin bu salgın sırasında kaydedilen ve gerçekeleşecek olan teknolojileri sonradan kapatmayacağını veya geri çekmeyeceğini ifade ediyor. Çünkü şirket veya devletlerde kanıtsal bir şekilde bahaneler mevcut durumda. Herkes ikinci bir salgının yaşanma ihtimalini göz önüne alarak bir korku bahanesiyle sizi izlemeye devam edecek gibi duruyor. Gizlilik artık bir savaş değil bahane olmaktan çıkıyor.

Şimdi ise biraz iyi konuşalım: Güney Kore, Tayvan ve Singapur?

Harari’nin son açıklamalarına baktığımızda yukarıda ki görselde görüldüğü gibi yanlışa yanlış ile cevap vermek oluyor. İnsanların gizlilik ve sağlık arasında seçim yapmaları zorunlu veya seçimin olması gerektiği bile gerekmiyor. Teknoloji ile sağlığın tadını çıkarmak mümkünken, kim ister böyle bir şey. Bu bakımdan devletin ve şirketlerin insanları manipüle değilde toplumlarıgüçlendirmeye çalışması gerektiğini düşünüyorum.

Son salgın olan Koronavirüs salgınına baktığımızda örnek mücadeleyi ise Güney Kore ve Tayvan ile Singapur gösteriyor. Bunun asıl sebebi ise insanlar ile şirket ve devletlerin birbirine olan sonsuz güven ilişkisiydi.  

Tabii ki de Güney Kore, Singapur ve Tayvan’da da teknolojiler en üst düzeyde kullanıldı. Buna hayır diyemeyiz. Ancak temelde var olan güven ilişkisi ile vatandaşların mahremiyet endişesi olmaması ön planda tutuldu. Bu üç ülkede ayrıca kurallara uyulmaması sonucunda ciddi ağır cezalar verileceği dile getirilmedi. Herkes kendi polisi oldu. Herşeyin yolunda gitmesi için en güzel şekilde çaba gösterildi.

En basit örnek evden dışarıya acil olmadıkça gerekmedikçe çıkılmadı.

Sonuca artık geçelim değil mi?

Harari’nin son açıklamalarına baktığımızda ve benimde düşüncelerimi sizlere aktaracak olursam eğer; Dünya üzerindeki her insanın salgına karşı aynı anda el ele mücadele edilmesi ve en önemlisi ise hassas bir güven duygusunun öne çıkması gerekiyor.

Benim kişisel tek düşüncem ise; “Asıl tehlikenin virüsler olmadığı güven duygusu olduğunu savunuyorum”.

Sonuçta yıllarca yıpranan bir güvenin tek bir seferde var olması beklenenemez. Ancak bu günler normal bir zaman olmayıp kriz anında düşüncelerimizin ve algılarımızın hemen değiştiğini göz önünde bulundurabiliriz. Bir örnek daha vereyim sizlere buda son örneğim olsun… Öz kardeşinizle bile küs olduğunuzda veya bir akrabanızla acil bir ortamda taziye gibi bir araya gelip kenetleniyoruz. İşte bu durum kriz durumlarında güvenin bile bir anda oluşmasına örnek verilebilir.

Teknolojilerimizi insanların düşüncelerini yönlendirmek için değil, güçlendirmek için kullanalım..!

Yorum Yap

Yorum Yap

Yorumlar (2)

  1. 5 ay önce

    Öncelikle elinize sağlık çok açıklayıcı bir yazı olmuş.
    Zaten bu hep merak konusuydu bende araba almak istiyorum konuşuyoruz Bi yerde ve sosyal medyada Bi yere girdiğim zaman hemen karşıma araba sayfaları dediği gibi ayakkabı istiyorum ayabakı çıkıyor zaten bizi çok güzel Bi şekilde yönlendiriyorlar, istedikleri şeylere, kısacası bizi teknolojiye hapsettiler 7/24 elimizde telefon, bilgisayar, bunlar bizim hayatımız olmuş, çok açıklayıcı olmuş ama peki biz buna nasıl karşı geleceğiz kendimizi nasıl koruyacağız bunlarıda merak ediyorum
    Ve bu bana bir biyolojik savaş gibi geliyor siz ne dersiniz bilemem